Bazı deniz canlıları, kendilerini korumak için kamuflajdan farklı yöntemler kullanır. Örneğin bu canlı çok pratik bir gizlenme yöntemine sahiptir. Bulduğu bir mercan parçasının altına saklanarak deniz zemininde ilerler.

Puffer adı verilen küçük balık iyi bir yüzücü değildir. Bu nedenle kendini avlamak isteyen düşmanlarından hızlı bir şekilde kaçamaz. Ancak olası saldırılara karşı mükemmel bir savunması vardır. Pafir, bir tehlike anında kendini şişirir. Oldukça irileşen bu balığı yutamayan düşmanları da onu bırakmak zorunda kalır.
 Balık tehlike hissettiğinde, kendini bir anda normal halinin birkaç katı kadar şişirir. Yatay duran dikenler şişme sırasında dikleşir ve balık adeta iğneli bir top halini alir. Balığın bu görüntüsü onu yemeye yeltenen avcı balıkların çoğunu bu fikirden caydırır.

Düşündüğümüzde, bu balıkların sahip oldukları savunma yöntemlerinin, ustaca planlanmış akılcı tasarımlar olduğunu görebiliriz. Bir pafir ya da kirpi balığı, hem düşmanlarını caydırmak amacıyla özel olarak tasarlanmış vücut yapılarına, hem de bunları tam gerektiği anda kullanmalarını sağlayan reflekslere sahiptir. Oysa bir akla ve bilince sahip olmayan bu canlıların kendi vücutları üzerinde böyle bir tasarım gerçekleştirmeleri, buna uygun refleksler edinmeleri imkansızdır.

Açıktır ki, bu canlılar, söz konusu özellikleriyle birlikte yaratılmışlardır.

Tüm doğaya hakim olan Allah, her canlıya kendi ortamına uygun özellikler verdiği gibi, bu balıklara da bu eşsiz savunma silahlarını vermiştir.

Bu canlılar uçsuz bucaksız denizlerde yaşayan sayısız çeşitlilikteki türler arasında sadece birkaçını oluştururlar. Daha binlerce farklı türdeki deniz canlısı, kendini savunmak için benzersiz sistemlerle donatılmıştır. Buna bir örnek, mentis karidesidir.

Oldukça gösterişli bir yapıya sahip olan mentis karidesi, kumun altında kazdığı barınağında yaşar. Yiyecek aramak amacıyla yuvasından çıkan karides, hemen yakınında gördüğü midyeyi, adeta bir çekiç kadar güçlü yumruklarını kullanarak, bağlı olduğu kümesinden koparır. Ardından sert vuruşlarla kısa sürede midyeyi parçalara ayırır.

Kendisine yaklaşan bir ahtapotu fark ettiği zaman, Ahtapotun karşısına dikilerek adeta kendisiyle uğraşmaması için mesaj verir gibi durur.

Ahtapot uzaklaşmazsa, karides ona tam gözüne isabet edecek şekilde sert bir darbe vurur. Bu vuruşlar ahtapotun uzaklaşmasıina kadar devam eder. Bu sırada karides, düşmanının en can alıcı yerinin gözleri olduğunu bilirmiş gibi hareket eder ve ahtapotun hep gözüne isabet edecek vuruşlar yapar. Darbeler karşısında ahtapotun gittiğine emin oluncaya kadar arkasından onu izleyen mentis karidesi, ancak bundan sonra yuvasına geri döner.

Deniz altı canlılarında gördügümüz bir başka savunma örneği, sahte gözlerdir. Bazı balıkların arka yüzgeçlerindeki büyük yuvarlak lekeler, tam bir göz şekline sahiptir. Bu gözler onları daha büyük bir canlı gibi gösterir. Dahası, saldırmak isteyen düşmanların baş yerine kuyruğa yönelmelerine sebep olur ve bu da balığa kaçmak için zaman kazandırır. Balığın gerçek gözleri ise kalın siyah bir şerit ile kamufle edilmiş durumdadır. Elbette bu tasarım bir tesadüf ürünü değildir ve balığın savunması için özel olarak yaratılmıştır.

Bu canlının da kuyruğu ile kafasını ayırdetmek mümkün değildir. Arka tarafındaki sahte göz, balık için tasarlanmış mükemmel bir savunma yöntemidir… Ancak daha da şaşırtıcı olan, yaprakları arasında dolaştığı canlının da bir bitki değil, bir denizatı olmasıdır!

Palyaço balığı ise, diğer balıkların asla yaklaşamayacakları bir ortamda yaşar. Rahatlıkla üzerinde dolaştığı bu deniz bitkisi, gerçekte dokunan her canlıyı felç eden çok güçlü bir zehirle donatılmıştır. Ama palyaço balıkları, bu zehirli bitkiden hiç etkilenmezler. Çünkü palyaçonun derisinde bulunan “saydam madde”, bitkideki yakıcı kapsülleri durdurabilecek niteliktedir. Bitkiye yaklaşan balık, gövdesini yavaş yavaş kapsüllere değdirmeye ve onları patlatmaya başlar. Üzerindeki saydam madde sayesinde üzerine doğru patlayan zehirden zarar görmez ve birkaç denemenin sonunda da zehre tamamen bağışıklık kazanır. Artık zehirli bitkinin üzerinde huzurlu bir hayat sürecektir.

Kamuflaj yapma, farklı şekillere bürünme ve daha onlarca çeşit savunma yönteminin, zaman içinde kazanılan tecrübeler doğrultusunda ya da tesadüflerin sonucunda oluştuğunu ileri sürmek, akıl ve mantıkla uyusmaz. Akla ve bilince sahip olmayan bu canlılar, kendileri için özel yaratılmış sistem ve özelliklerle yaşamlarını sürdürmektedirler.

Onlara tüm bu özellikleri veren, onları bu yerlere yerleştirip barındıran ise, ancak Yüce Allah’tır.

Bu gerçek, bir Kuran ayetinde bizlere şöyle bildirilir:

…Senin Rabbin, her şeyin üzerinde gözetici-koruyucudur. (Sebe Suresi, 21)

Reklamlar